ZAHİT BÜYÜKİŞLEYEN

 

     

 

 

Uzaylı Leonardo - 2014

 

 

 

Tarihsel düzlemde ele alındığında, anlatı görsel sanatın oldukça belirgin bir özelliğidir.  Lascaux’nun mağara resimleri ve Pompei duvarlarındaki resimlerden Hollanda’lı ustaların görkemli içki alemleri ve Uccello’nun karışık savaş sahnelerine kadar resimler hep öykü anlatmışlardır. Yine ortaçağlarda resimler, desenli vitraylar ve katedral cephelerindeki incelikli heykelsi resimler bize (İncil’den sonraki) bütün zamanların en kalıcı öykülerini anlatmışlardır. Daha sonra Rönesans döneminde sanat yapmanın mesenlerin egemen olduğu dinsel sahnelerin temsili varlıklı hamilerin başarılarıyla ilintili resim ve heykellerle var olmuş, hatta onların gölgesinde kalmıştır.

İşte Rönesans’ın olgun dönemi, klasik görüşe uygun olarak en az üç yüz yıl itibarını yitirmeyen bir Leonardo (1452-1519) yetiştirmiştir. Floransalı bir noterin meşru olmayan bir çocuğu olarak dünyaya gelen bu büyük araştırıcı, baba evinde büyüdükten sonra 1466 yılında Andrea Del Verrocchio adlı ressam ve heykelcinin atölyesine çırak olarak girer. 1472 yılında usta olarak esnaf loncasına alınır. Onun ilk eseri Verrocchio’nun “İsa’nın Vaftizi” adlı eserindeki iki melek figürüdür.

Leonardo salt bir ressam mıdır?

1482’de Floransa’da tamamlanmayan bir çok eserini yarım bırakarak Milano’ya gider. Bu kentin hakimi olan Lodovico Sforza’nın hizmetine girer. Kendisini kale mühendisi, çeşitli savaş aletlerinin, bombaların, tankların, kurşun geçirmeyen gemilerin mucidi olarak takdim eder. Hatta sulama kanallarının mükemmelleştirilmesi için çeşitli planlar yapar. Ayrıca Lodovico Sforza’nın babası için bir atlı heykelinin modelini biçimlendirir. Hatta yaptığı yepyeni bir müzik enstrümanı ile, o zamana değin işitilmemiş müzik kompozisyonları çalar. Vasari, ondaki bu güzellik, zerafet ve kuvvetin herkesin bir güce vardığından söz eder.

Leonardo, kelimenin tam anlamıyla bir araştırmacı idi. Bir tabiat bilgini, mimar, mühendis, gökyüzü gözlemcisi ve ressam...

Resimlerindeki öyküler aldığı sipariş gereği dinsel temalar olarak oluşmak zorundaydı.

Onun ününü yayan “Son Akşam Yemeği” adlı duvar resmidir. Bu resmin fresk tekniğinde yapıldığı genellikle yazılırsa da bu gerçek değildir.

Milano’da St. Maria delle Grazie Kilisesi’ne yaptığı bu eser klasiklerin en önemli resmi olarak kabul edilmiştir. Yatay uzunluğuna bir pano olarak değerlendirilen bu eserde, İsa tablonun tam merkezine ve kaçış noktasının bulunduğu yere oturtulmuştur. Ve iki tarafına da havarileri altışar altışar iki gurup halinde yerleştirilmişlerdir. Konu İsa’nın; “içinizden biri bana ihanet edecek” sözünün resimlenmesidir. Leonardo da Vinci işte bu resminin realizasyonunda büyük bir güçlükle karşılaştı...

İyiyi İsa’nın bedeninde, kötüyü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiyi model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün koronun verdiği konser sırasında korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atelyesine davet etti... Önce sayısız taslak ve eskiz çizdi.

........

Aradan üç yıl geçti. “Son Akşam Yemeği” neredeyse tamamlanmıştı. Ancak Leonardo henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı. Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için Leonardo’yu sıkıştırmaya başladı...

Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırımın kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.

Adamı kiliseye varınca yardımcılar ayağa diktiler. Zavallı başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme aktarıyordu...

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş, gözlerini açtı ve bu harika resmi gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi.

-          Ben bu resmi daha önce gördüm.

-          Ne zaman? diye sordu Leonardo da vinci... (O da şaşırmıştı)

-          Üç yıl önce dedi adam...

Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıra bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı... Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 “İyi ve kötünün yüzü aynıdır. Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır.” Leonardo çok az eserini tamamlayabilmişti. Bazı eserlerinde de öğrencileri çalışmışlardır. Kendi elinden çıktığı bilinen üç eseri “Kayalıklarda Meryem”, “Evliya Anna” ve “Mona Lisa”dır. “Evliya Anna” ya muhtemelen 1501 yılında Floransa’ya dönünce başlamıştı. Bu eserin taslağı Annunziata Manastırı’nda sergilendiği zaman, bütün Floransa’nın seçkin tabakası hayran kalmıştı... “Mona Lisa” ya gelince, o küçüklüğüyle tezat teşkil edercesine sanat tarihinin tüm evrelerince hiç bir resme nasip olamayacak şekilde ünlenmiş bir portredir. Mona Lisa’da görülen fon resmi, her hangi bir yerden yapılmış açık hava resmi değildir. Leonardo resimlerini zeminini meydana getiren o kayalıklı açık hava resimlerini, kendi hayalinde bulmuştur. Bu çağın sanatı her ne kadar görüneni yansıtıyorsa da, tamamen yaratıcı hayal gücünden bulup çıkarılmış bir görüntü kompozisyonudur. Mona Lisa, Napolili olup, Floransalı Francesco Gioconda’nun karısı idi. Leonardo 1503 yılında resme başladığı zaman, Mona Lisa 26 yaşında idi. Vasari’nin belirttiğine göre, Leonardo bu eserine dört yıl çalışmış, ancak ona son çalışmasını yapmadan bırakmıştı. Portrenin yüzünde gözler ve dudaklarda ölçülü bir tebessüm ilgiyi çekmektedir. Gioconda, süssüz bir elbise ve bir tül ile örtünmüş. Arkada, mavi-yeşil bir kayalık arazi görünüyor. Bu tebessümün Mona Lisa’ya ait olup olmadığı hususunda tereddütler vardır. Hatta “Kayalıklarda Meryem” adlı eserde de biz bu esrarlı tebessümü görüyoruz. Demek ki, Leonardo, aynen Yunan klasik heykelinde gözlemlediğimiz bir dudak biçimi gibi, kendine özgü bir tebessüm bulmuştur. Bunun yanında Leonardo, inik bir perde gibi olan göz kapakların güzelliğine varmış. Ayrıca bu bilgin ressam , insanlarına anıtsal , adeta sarsılmayan bir büyüklük kazandırmış, iç duygunun en ince nüanslarını hissettirebilecek bir fizyonomi biçimlendirmiş ve bu duyguyu en sade bir yüz biçiminde yansıtmayı başarmıştır. Böylece biz Leonardo’yu üstün bir iç tahliline varmayı başarmış, bilgin bir ressam olarak görüyoruz. Gene 1503 yılında, Floransalıların Milanoluları Anghiari’de yenmelerini gösteren bir kompozisyon siparişi aldı. Plazzo Vecchio adlı belediye sarayına yapılan bu eserin karşısına, Michelangelo da “Banyo Yapan Askerlerin Alarma Geçişi” adlı eserini boyuyordu. 1506’da Leonardo, tekrar Milano’ya gittiği zaman bu eserini henüz tamamlamamıştı. Ve Floransalılar üstaddan resmini tamamlamasını boşuna rica ediyorlardı. Bu eserin kartonu kaybolmuştur. Ancak elimizde Rubens’in yaptığı bir karton vardır. Ve bu eserin çağını nasıl aştığını, üslubundan anlıyoruz. Bu kartonda birbirine giren dört süvarinin hamlesi görülüyor. Biz bu hareketliliği ancak barok eserlerde görüyoruz. Öyle ki Rubens’in kompozisyonlarında bu eserden yansıyan bazı izlenimleri izleyebiliriz. 1507’de Leonardo, Milano’da bu kenti işgal eden Fransa Kralı XII. Louis’in hizmetine girer. Ve anatomi, hidrolik, kanatla uçuş ve uçak yapımı üzerinde çalışır. 1513-1516 arasında da Roma’da Vatikan’da çalışır. 1517 yılından itibaren de Fransa’ya gider. Ve Amboise’da Cloux Sarayı’nda kalır. 1519’da da orada ölür. Çalışmaları hakkında tuttuğu notlar, öğrencileri için önemli bir öğretim sistemi düşündüğünü gösterir. Özellikle resimle ilgili kitabında “Ressam inziva içinde yaşamalıdır, zira sen ancak yalnız olduğun takdirde kendine ait olabilirsin” demektedir. Leonardo hayatında ne kadına bağlanmış, ne evlenmiş, ne bir dosta, ne de bir yere bağlı kalmıştır. Hatta kendini bir esere bile bağlı ya da yükümlü hissetmemiştir. Hayatında ne üne ne de bir kentin kendine sakladığı olanaklara önem vermiştir. Vasari onun vicdanlı olduğunu, bir işe çok esaslı etüdlerden sonra başladığını yazıyor. Ancak bu nitelikleri yanında onun güvenilir olmadığını, işini sonuna kadar getirmediğini belirtiyor. Büyük sanatçılardan hemen hiçbiri onun kadar az eseri bitirmiş durumda bırakmamışlardır. Ondaki ihtiras eser vermek değil, araştırmak ve taslaklar yapmaktır.