CEBRAİL ÖTGÜN

 

     

 

 

Sanatçı Nasıl Yaratır?

2014

 

 

 

 

 

Rollo May, Yaratma Cesareti (1987) adlı metninde; “sanat ürünü karşılaşmadan doğar” der. Karşılaşma yaratıcılığın motorudur, tetikler, harekete geçirir. John Berger, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar adlı kitabında, sanatçının yapıt ortaya koyma itkisinin gözlemden ya da ruhtan değil, bir karşılaşmadan doğduğunu belirtir. Bu süreç rastlantıyla ya da bilinçli olarak da yaşanabilir. Sanatçı bu sürece hazır olmalıdır. “Şans [rastlantı] hazırlıklı kafalar güler” diye bir deyim vardır, yani sanatçı kendisini bu tür durumlar için açık etmelidir.

 

Öznel ve nesnel kutupların karşılaşmasından yaratıcı eser ortaya çıkar. Özneli tanımlamak kolaydır. “Bu eserin yaratıcısı Van Gogh’dur” demek mümkündür. Ama “bu yaratılan şey şudur” diyebilmek çok yönlüdür. Karşılaşma eyleminde görme önemli bir yer tutar. Sanatçı doğadan, olaylardan ve olgulardan gelen sinyallere yanıt verme gereksinimi duyar. Kendisine görünen bu etkilerden bir değer(ler) keşfetmesi gerekir. Maurice Merleau – Ponty, Göz ve Tin adlı kitabında yaratıcının (ressamın) yapıtını ortaya çıkarma serüveniyle ilgili ilginç saptamalarda bulunur. “Ressam, gözüyle evreni delen değil, onun tarafından delinendir […] Gözü evrende, resim olmak için eksik olanı fark eder, eli bu eksikliği yapıtla giderir […] Bu eksiklik de, aslında kendi içinde eksik olup, bu yüzden dış dünyada görmek istediği şeyin ta kendisidir […] Ressam ve evren arasında etkinlik ve edilginlik birbirinin içine geçmiştir, roller karışmıştır.”

 

Sanatçı kendini bir “dil” aracılığıyla ifade eder. May’e göre; “Dil, yol arkadaşımız olan insanların ve kendimizin tarih boyunca birikmiş anlamlı deneyimimizin sembolik ambarıdır.” Bu simgesel ambardan gerekli olanı almak gerekir. Tabii, bunun içinde bilmek gerekir. Zafer Gençaydın’ın, “sanat için gereksiz bilgi yoktur” sözü hem bu ambara hem de bilmenin önemine işaret ediyor. “Bilmek sözcüğü İbranice ve Grekçe’de “cinsel ilişkide bulunmak” anlamına gelir. İncil’de “İbrahim karısını bildi ve o gebe kaldı” diye yazar. Bu metaforun ve kavramın etimolojisi sanatın ve diğer yaratıcı disiplinlerin de prototipidir. Bu cinsel metafor gerçekte karşılaşmanın önemini ifade ediyor. Bu, önemli olanın bilme süreci olduğunun bir gösterilişidir. Yaratıcılığın serüveninde anlamlı olan, karşılaşma ve tekrar karşılaşmanın sürüp giden deneyimidir (May, 1987).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu deneyimin sürekliliği ancak takıntıyla, tutkuyla olur. Sanatçı dediğimiz kimlik takıntılı bir kişidir. Bir sanatçının takıntısı yoksa ilerleyemez. Amerikalı soyut resmin önemli sanatçılarından ve en deneyimli hocalarından biri olan Hans Hofmann’ın dediği gibi, bugünlerde sanat öğrencilerinin çoğu büyük yeteneğe sahipler ama tutku ya da kendini vermede eksik oldukları için ilerleme kaydedemiyorlar.

 

Sanatçı nasıl yaratır? sorusuna verilebilecek bir diğer önerme de özgürlüktür. Burada özgür ortamlardan çok bireyin özgür iradesine vurgu yapmak istiyorum. Özgür olmayan, özgüvene sahip olmayan, risk alma cesareti göstermeyen bir birey yaratıcı olamaz. Yanlış yapmayı bir bilinç sorunu haline getirmek, yan yollara sapmak gerekir. Yaratıcı birey kaosa katlanmaya, “kargaşa ve karmaşa”yla yüzleşmeyi yeğlemek zorundadır. Kaosla mücadele edip derinde yatan özü yakalamayı bilmesi gerekir. Sartre; kendimizi bir dizi seçimle yaratırız der. Seçimlerimiz bizi var eder. May’e göre; insan özgürlüğü, yaşamda arzu ettiğimiz yönü seçebilme yetimizi içerir. Kendimizi yaratabilme yetisi özgürlüğe dayanır. Elbette bu bireyin bilinçten ya da kendi farkındalığından ayrı düşünülemez. Bir diğer bağlam; “yaratıcılığın” sınırları üzerinedir. Yaratıcılığın kendisi sınırlar gerektirir; çünkü yaratıcı edim insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar. Yaratıcılık, kendiliğindenlik ve sınırlamalar arasındaki gerilimden doğar. Yaratıcılık uysallıktan değil çılgınlıktan gelir. Çılgınlık yapabilme özgürlüğünü kendimize tanımalıyız.

 

Yaratıcılığı özgürleştiren, sınırlarını genişleten bir diğer kavram da çelişkidir. Çelişkiden korkmamamız gerekir, kaygı duyalım ama cesaretimizi de kaybetmeyelim. Herakleitos, “çelişki her şeyin hem kralı, hem de babasıdır” sözünü kullanmış. Nietzsche ise, “bilge insan, çelişkilerle zengin olan insandır” demişti. Çelişki sınırları öngörür ve sınırlarla mücadele, gerçekte yaratıcı üretimlerin kaynağıdır.