BAŞAK DANACI

 

     

 

 

MERDİVEN METAFORUNDAN “ATİNA OKULU’NA” SELAM

 

 

 

 

 

5-6 Nisan 2011 tarihinde 17.Dünya Plastik Sanat Dernekleri Genel Kurulun’da, UPSD Türkiye Delegasyonunun önerisiyle Leonardo Da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan, UNESCO tarafından Dünya Sanat Günü olarak kabul edilmiştir. Geçtiğimiz yıl Galeri Sanatyapım’ın kurucusu Fotoğraf sanatçısı ve Koleksiyoner İbrahim Demirel’in önderliğinde sanatçı Cezmi Orhan’ın yayın editörlüğünü yaptığı Gazete Sanatyapım, özel bir sayı yayımlayarak I. Dünya Sanat Günü’nü kutlamıştı. Bu yıl ise Galeri Sanatyapım da 15 Nisan 2013 tarihinde, II. Dünya Sanat Günü dolayısıyla “ İnmek mi? Çıkmak mı? Merdiven” isimli tematik bir sergi gerçekleştirilecek. Bu özel gün de sergiyle eş zamanlı olarak Gazete Sanatyapım özel bir sayıyla bu kutlamalara katkı sağlayacak. Sergi kapsamında Hazal Aksoy, Bedri Baykam, Ayşe Bilir, İbrahim Demirel, İrfan Dönmez, Meltem Durna, Belma Ersu, Emre Feyzoğlu, Deniz Ilgaz, Baran Kamiloğlu, Zeynep Karabacak, İnsaf Livan, Veli Mert, Damla Oğuz, Cezmi Orhan, Sinem Öney, Mehmet Örs, Cebrail Ötgün, Lütfi Özden, Tolga Savaş, Müslüm Teke, Seniha Ünay, Sevil Yalım, Ahmet Yeşil, Burhan Yılmaz’ın eserleri sergilenecektir. 

Bu serginin seçkisini yapan ve aynı zamanda sanatçılarından biri olan Cezmi Orhan’ın sergi öncesi atölyesini ziyaretim sırasında ilk kez sanatçı dışında tarafımca görülen “Atina Okulu GI 200” ismini verdiği son çalışması ve bu proje üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdim. Bu serginin tematik çerçevesinin de kendisinin belirlediğini dile getiren sanatçı, temayı Rönesans’ın en ünlü sanatçısı Leonardo Da Vinci’nin, yedi bin sayfa olduğu söylenen defterlerindeki “Merdiven” metaforuna dayandığını, merdivenin günlük yaşamdan felsefi uzantısına zihinsel algı alanına kadar yarattığı bütün metaforlar üzerine sanatçıları kışkırtabileceği bir tema olarak belirlediğini ifade etti. Sanat tarihine bakıldığında resimden heykele, mimariden edebiyata ve sinemaya sanatın neredeyse bütün alanlarında “Merdiven” metaforunun kullanılmış olduğuna tanıklık ederiz. Giotto’dan Leonardo'ya, Van Gogh'dan Renoir'a, Ludwig Kirchner'den Anselm Kiefer'e kadar sayısız sanatçının kullandığı bir metafordur “Merdiven”.

Cezmi Orhan kimdir?

1965 Doğanşehir doğumlu ve Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim-iş Eğitimi Bölümünden 1990 yılında mezun olan sanatçı, 1995’de Hacettepe Üniversitesi GSF’de Yüksek Lisans’ını tamamlamıştır. 1996 yılında aynı bölümde Sanatta Yeterlilik programına başlayan sanatçı bu eğitimini tez aşamasında bırakmıştır. 1992’de altı arkadaşıyla birlikte Hangar Sanat oluşumu kurulmuş, Hangar Sanat Defteri altı sayı yayımlanmıştır. 2000-2002 yılları arasında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Ankara Şubesi başkanlığını yürüten Cezmi Orhan, sanat serüvenine başladığı günden

bugüne heyecanını kaybetmemiş üretken bir sanatçı olarak, memur ve diplomasi kenti olarak bilinen Ankara’nın donuk sanat hayatına canlılık katarak, Türk Resim Sanatının önde gelen çağdaş temsilcilerinden biri olmuştur. Sanatçının resimlerinin yanında yerleştirme (enstalasyon) çalışmaları da önemli bir yere sahiptir.

Cezmi Orhan’ın “Atina Okulu GI 200” adını verdiği çalışması isminden de anlaşılacağı üzere felsefi bir alt yapıya sahiptir. Raffaello’nun “Atina Okulu” freskinde “Roma hamamlarından esinlenilmiş olan muazzam bir mekan içinde, önde büyük bir kemer altında merdivenlerin üzerine ve zemine oturmuş ya da ayakta duran Antikite’nin ünlü filozofları ile Platon ve Aristo çevresinde de birçok önemli kişi yer almıştır”1. Felsefeden matematiğe, geometriden astronomiye ve astrolojiye aynı zamanda ressamlarında en önemli temsilcileri bir arada gösterilmiştir. Maddi dünyevi bilimlerle, metafizik ve manevi bilimlerin birlikte olduğu kompozisyonun odak noktasında olan dört basamaklı merdiven ile kademeli bir anlatım bulunmaktadır. Cezmi Orhan’ın çalışmasında kullandığı metal renge boyanmış merdiveni de dört basamaklıdır ve son basak daha geniş bir yer kaplayarak ön plana çıkmaktadır. Tıpkı “Atina Okulu” freskinde ana temanın son basamakta vurgulanması gibi. Freskte asıl gizemin ana konuşmanın gerçekleştiği alanda dördüncü basamak yani sahanlıktır. Burada ayakta duran idealist felsefenin kurucusu Platon eliyle göğü işaret ederek mutlak gerçekliğin idealar dünyası olduğunu ifade eder. Yanında ise öğrencisi realist akımın öncüsü Aristoteles eliyle yeri işaret ederek fiziki ve somut dünyayı ifade eder. Platon olarak tasvir edilen aslında Leonardo’dur. Bunun nedeni Raffaello’nun kendisinden otuz bir yaş büyük olan Leonardo Da Vinci’ye olan hayranlığıdır diyebiliriz. Amaç sanat ve felsefe arasında yakın bir ilişkinin olduğuna dikkat çekmektir. Sokrates’ten Pisagor’a, Aristoteles’ten Platon’a…..Antik devrin tüm bilginlerine aslında bir göndermedir “Atina Okulu GI 200”. Bu çalışmada kullanılan merdiven günlük kullanım amacı dışında, Raffaello’nun freskinde kullandığı merdivene bir selamdır…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cezmi Orhan’ın çalışmasına başka bir açıdan bakacak olursak eğer, kullandığı hazır nesne (ready made) asıl kullanım amacının dışında farklı bir ilişki kurularak sanat eserine dönüştürülmüş. Tıpkı Marcel Duchamp’ın porselen pisuarın üzerine kendi imzasını atarak nesneyi asıl işlevinden ayırıp bambaşka bir görev yüklemesi gibi. Burada asıl amaç kullanılan nesneyle düşünce arasında bir bağın oluşabilmesidir. Kavramsal sanatın temsilcilerinden Sol Lewitt “düşüncenin kullanılan malzemeden daha önemli olduğunu ve iyi bir düşüncenin ise iyi bir sanat eseri ortaya çıkartacağını” savunmuştur.

Sanatçının çalışmasında kullandığı merdivenin üzerinde  “GI 200 Made in Türkiye” yazmaktadır. Bu yazı bir bakıma Duchamp’ın ready made’lerine bir gönderme aynı zamanda felsefe dersi gibi insanlığın varoluş düşüncesini tartışmaya açan Atina Okulu’yla ve günümüz Türkiye’sindeki fikir yozlaşmasının aslında bir karşılaştırmasını yapmaktadır. 

Genel olarak Cezmi Orhan’ın sanatına baktığımızda yaşadığımız dünyayı asla günlük güneşlik ve tozpembe görmeyiz. Aslında herkesin görüp, duyup ancak konuşamadığı şeyleri resimleriyle ve kavramsal çalışmalarıyla açık bir şekilde ifade etmektedir. Onun eserlerini anlamak önce düşüncesini kavramaktan geçer. Ancak o zaman eserin dünyasına dahil olabiliriz. Sanatçının geçmişiyle bugününe baktığımızda aslında hep toplumsal olaylara karşı suskun kalamayan, birey olmanın, bu evrende var olmanın sorumluluğunu üstlenen, düşünce gücüyle ve fırçasının gücüyle ifade etmek için uğraşan istikrarlı bir sanat anlayışının olduğu görülüyor. Bugüne kadarki çalışmalarına baktığımızda bunlar; “Eşik”, “Güz Sırları”, “Tenhada Ya Da Giz Sıklıkları Arasında”, “Gül Diken”, “Tekinsiz”, “Suçluyorum…” gibi temalarla ifade ettiği, kurucuları arasında yer aldığı Hangar Oluşumunun sergilerinde ise grubun tüm üyeleriyle birlikte “Herkes Kendi Uçurumuna Bakar”, “Saklı Sergi”, “Nazım Yorum” gibi sergilerde bulunan çalışmalarıyla aslında hep bir toplumsal ve siyasi bakış açısıyla kendi içindeki gerilim ve özgürlüğü ifade ettiği görülmektedir.

 Hangar grubu üyelerinden sanatçı Cebrail Ötgün, sanatçı arkadaşı Cezmi Orhan’ın resimlerini şöyle anlatır;

 

“Resimleri toplumsal ve siyasal referansları olan dolaylı anlatımlardır. Birçok sanatçı gibi Cezmi Orhan da genellikle tematik diziler yapan bir sanatçı. Neredeyse sanat serüveninin başlangıcından bugüne yakın tanığı olarak gerek tekil üretimlerinde gerekse tematik dizilerde adlandırmaya özen gösterdiğini belirtmeliyim. Çünkü adlandırma her şeyde olduğu gibi, sanat nesnesini de anlamanın ilk adımıdır. Cezmi de kendisini etkileyen toplumsal, siyasal olay ve olguları bilinçdışı ifadeyle dolaylı anlatımı tercih ettiğinden bir yanlışa kurban gitmemek için adlandırmayı önemser; Eşik, Tekinsiz, Tenhada, Ucubeler, Suçluyorum gibi. Dizi başlıklarından ve resimlerindeki biçimsel düzenlerden de anlaşılacağı gibi sanatçı görünenin arkasındaki gerçekliklere, çarpıklıklara, yozlaşmaya ve çelişkilere dikkat çeker”2.

Sanatçının temalarından bazılarına yakından bakacak olursak, “Tenhada Ya Da Giz Sıklıkları Arasında”(2004) adlı eserleri Amerika’dan Irak’a ve Filistin’e dünyada var olan kargaşaya, huzursuzluğa ve savaşa bir göndermedir. Son resimleri ise, “Suçluyorum” (2012) başlığı altında, Emile Zola’nın Dreyfus Olayı üzerine yazdığı bildirinin başlığıyla aynıdır.

Şimdi de son yerleştirmesi olan “Atina Okulu GI 200” ile antik dünyanın önde gelenlerine, Leonardo Da Vinci’ye, Marcel Duchamp’a, günümüz dünyasının düşünce sistemine bir gönderme yapmaktadır.

 

1.     1-Turani A. Dünya Sanat Tarihi. (2007). İstanbul: Remzi Kitabevi, s:377.

2.     2-Ötgün C.  Cezmi Orhan Sergi Kataloğu. (2-6 Nisan 2012). Ankara: Mattek Yay., s:3