AYŞE BİLİR

 

     

 

 

M-R-D-V-N  -  2013

 

 

 

 

Farklı yüksekliklerdeki uzaklığı en ekonomik yoldan ulaşılabilir kılan bir insanlık buluşu olarak da tanımlanabilen bir araç-nesnedir merdiven. Somut gerçekliği zihninde düş gücüyle yeniden tasarlayarak yorumlayıp imgelere dönüştüren sanatçı için nesne olarak merdivenin çağrışımları, metaforları oldukça zengin görünmektedir. Zihinde düş gücüyle yeniden yorumlanarak yansıtılan imge, onu yansıtan kişinin görme, düşünme ve duygu dünyasının özelliklerini de taşır içinde ve ancak böyle hayat bulur sanat yapıtlarında.

Geçmişte olduğu gibi bugün de merdiven temasına yaşanılan çağın gerçeğini yansıtma aracı olarak bakılabilir. Kitle iletişim çağı da denilen ve yaşadığımız çağa adını veren kitle iletişim araçları gerçeklik algısını sürekli ve büyük bir hızla değiştirmektedir. İletişim teknolojilerinin değişim ve değiştirme hızı alıp başını gitmiştir. İnsanı her yönüyle sarıp sarmalayan ve yaşamı geçmişe göre oldukça kolaylaştırdığı ileri sürülen bir ortamda insanlık, teknoloji merdivenin basamaklarında hızla aşağıya yukarıya, sağa sola, bir oraya bir buraya istem dışı inip çıkmaktadır. İnsani yetilerle ulaşılamayan uzaklıklara uzanan ve basamakları arttıkça basamakları çıkma ya da inme hızı da artarak sürekli bir sonraki basamağa atlama arzusu körüklenmektedir. Bu öylesine bir hız arzusu ki, insan neredeyse basamakların hiç farkına varamadan, bulunduğu durumu içselleştiremeden bir sonrakine savruluyor. Gerçeği algılama-algılayamama hızı ve karmaşası içinde yaşam bütünlükten koparılarak parçalanıyor. Hem her yerde, hem hiçbir yerde olma algısıyla sonsuzluğa uzanan bir merdivenin hangi basamağında acaba ve ayağını-elini, gözünü-kulağını, bedenini-ruhunu teslim ederek çıkmakta olduğu merdiven basamaklarında neleri bırakarak ilerliyor insanlık? İlerliyor mu? İniyor mu, çıkıyor mu merdiveni?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hangi farklı yükseklikleri birbirine bağlamakta merdiven? Doğum ile ölüm, doğa ile teknoloji, geçmiş ile gelecek, doğu ile batı, yoksulluk ile zenginlik, maddiyat ile maneviyat, şiddet ile sevgi, savaş ile barış arasında uzatılan bir merdiven hayal etmek ve bu merdivenin hangi basamağında bulunulmakta olduğunu düşünmek başlı başına yaşanılan çağı kavrama gücüyle ilişkili olsa gerek! Her gün karşılaşılan akıl almaz hızdaki olayları, olguları kavrayabilmenin, anlamlandırabilmenin güçlüğü açıkça hissedilmektedir. Savaş, şiddet, açlık, yoksulluk, doğal felaketler –sözde medeniyet yolunda ilerlemiş- insanlığın başına hala bela olmaktadır. Onları yok etmek için değil de sanki sürekli onları gündemde tutarak, yeniden canlandırmak, beslemek, kışkırtmak, suni nedenler üretmek için çaba sarf ediliyor. Yoksa güzel bir geleceğe yürüyebilme umuduyla çıkılan yaşam yolculuğunda güzelliğe uzatılan merdivenin basamakları mı yok? Her adım atma çabası, her umuda yükseliş boşluğa atılan adımlar mı yalnızca?

Bir iniş mi, daha yükseğe çıkış mı öngörülmekte? Sanki merdivenin bir basamağında Leonardo Da Vinci’nin ifadesiyle[1] merdivenin yüksekliği ile baş ve ayak ilişkisinde olması gereken dengeyi yitirmiş öylece sendeliyor insanlık! Ne bir basamak aşağıya inebiliyor, ne de bir basamak yukarıya çıkabiliyor. Belki de merdivenin daha yüksek basamaklarına çıkma telaşı içinde, yaşam karşısında, salt izleyici konumuna getirilen insan yitirdiği erdemi, onuru, sevgiyi

tekrar yanına alarak insanlığı daha yükseğe, güzelliklere taşıyabilmek için bekliyor-uz yalnızca kim bilir!


 

[1] Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seçmeli Dersler Birimi’nde Öğretim Elemanı

[2] ‘Bir insanın çıkacağı basamak ne kadar yüksek olursa, o insan başını öndeki ayağından o ölçüde ileri doğru uzatır’.